Yetmez Ama Elinin Körü


Faşizm, milliyetçilik, militarizm vb. alakasız ve insanlık için kabul edilemez her türlü eğilimi siyasi potalarında eritmiş solcularımız kadar Balbay üzerinden Yetmez Ama Evet konulu vicdan mastürbasyonu yapan solcularımız da tiksinti verici. Akşam akşam görünce midem bi oynadı; sindiririm dedim. Yok olmadı. Şimdi kusuyorum. Böğğğkk!

İnsanların en büyük kusurlarının bir tanesi, yaptıkları her türlü hatayı, verdikleri her türlü yanlış kararı bile rasyonalize etme çabası olsa gerek. Ben hatalarımı kabullenebiliyorum, siz de kabullenebilirsiniz.

Çıkmaz Sokak




Çıkmazdı bir yere de
     yollardan bilirdik marifeti
          falanca yere gider diye.
Biz giderdik her ihtimalin
     sonuna da bu yol çıkmaz
          sokakmış derdik bile bile.

(eskilerden)

Yitik Güne Ağıt


Emanet edip yağmurlu bir buluta,
Sabah doğmadan güneş
Tekrar kavuşmak geceye,
Yıldızlarla birlikte karşılamak yeni günü
Ve veda etmek, ay tekrar doğana,
Yer tekrar huzura erene dek.
Puslu bir şehre uzanıp da
Gece çökmeden evvel
Sarılıp bulutlara utangaç güneş,
Yeri birbirine katıp kaçmadan önce
Tek bir dileğim kaldı geriye:
Solan ışıklarında bu yitik günün
Son bir defa yüzünü görmek.

2013.11.25

Tehlikeli Sular


Buralara olur olmaz şeyler yazdığımın ve bunların herkese açık olduğunun farkındayım. Bununla birlikte burayı oturup da okuyacak kimse olmadığını düşünüyorum.

Düşünüyordum, desem daha doğru olabilir. Zira buradaki yazılarla benim tanımış, tanıdıktan sonra açıp buraya göz atan birkaç kişi olduğunu öğrendim. Onlar okudukça kendimi kötü hissettiğimi ama okumalarından da hoşlandığımı fark ettim. En son benimle yanı ülkede yaşamayan bir insanın bir blogdaki backlink ile bu blogu bulduğunu ve sonra benimle tanıştığını öğrendim.

Hayat bazen güzel rastlantılardan ibaret. Bu rastlantılara şans vermek gerek. O nedenle burayı kişisel sçamalıklarımla doldurmaya devam edeceğim.

^_^


Kanıksanmış Roller ve Kendine Faydası Olmamak Üzerine


Toplumun şekil itibariyle hatırlayabildiğim en küçük yaştan itibaren dışlanan, hor görülen ve kendisini sevdirme çabasına girmediği sürece aşağılanıp mümkün olarak elde edebileceği şeylerin sınırı evvelden çizilerek başkalarının aklıselimine davet edilen bir bireyi olarak üzerimde kodlanmış olarak bulunan bu saçmalıktan kendimi kurtaramadığımı fark ediyorum.

Toplumun çöp bireyi olarak hep birilerine yardımcı olan, onların arkasını toplayan ve mümkünse hiç ön planda görünmemesi gereken bir insanış gibi hissediyor olmam elbette çocukluktan bu yana gelen dışlanma ve bastırılmayla çok ilgili. Düşünsenize, aileniz bile sizi belirli cenderelere sokmaya çalışmış, geleceğinizle ilgili sizi bazı şeylere ikna edebilmek için yalan söylemiş, bire bin katarak sizi korkutmaya çalışmış; bugün yaptığınız işe yaramaz şeylerle de sizle gurur duyduğunu söylüyor. Oldu canım, başka?

Aile bağlarımın neden zayıf olduğunu sanırım açıklamış oldum. Çok umursadığım söylenemez. Edinilmiş şeyler bahşedilmiş şeylerden hep daha değerli gelmiştir; aile vurmaması gereken kötü bir piyangoyken kendi oluşturduğum çevremin daha benzer akla sahip, sorunları tanımlamak, öncelik sırasına göre dizmek ve çözebilmek adına işlevsel insanlardan oluşan bir zembil gibi imdada yetişebilmesi manidar değil olağan.

Yalnız ilk başta anlattığım rol üzerime o kadar yapışmış ki özellikle son dört yılda sürekli olarak hem eksik ücret hem de eksik mevkiyle çalışan birisi olarak hâlâ iş kararlarımı arkadaşlara yardımcı olan, maddi ve manevi çıkar beklemeyen bir insan olarak çiziyor olmam gelecek kadar şimdimi de rahatsız eden bir durum. İş kafamın olmaması, kendimi ağırdan satmamam, benzersiz olmadığımı gereğinden fazla iddia etmem de bu tür bir ezikliğin yansıması. Bu kadar mı? Tabii ki hayır. Kendi maddi ve manevi güvenliğini sağlamak yerine belirsiz süreçlere dalıp diğerlerinin kendi maddi ve manevi güvenliklerini sağlamasına yardımcı olmak gibi olaylara da sürekli imza atan bir canlı olarak içimdeki kendini sevdirmek için fedakarlık yapması gereken taraf olduğum dürtüsünün çocukluktan bu günlere gelmiş bir hali sanırım.

Böyle bakınca insanların işine yarayan faydalı aptal rolümü hakkımla yerine getirdiğimi bir kere daha çok iyi şekilde anlıyorum. Otuz yaşına gelmiş olmama rağmen böyle devam edecek. Boşuna "hayattaki amacın ne" dediklerinde "huzur içinde ölebilmek" demiyorum. Planım yok. Tutar yanım yok.

- - -

2 Ekim 2014: Hâlâ bu noktada olmak çok fena.