Sen mi Yazdın?
Gün geçmiyor ki bir başka kendini bilmez SDN'ye yorum yazmasın. SDN'de yayınlanan her yorumu teker teker okuyup onaylayan kişi olarak artık saçmalık seviyesinde olanları veya küfür içerenleri silmek zorunda kaldığımı belirtmeliyim.
Bu gün bir yorum, belli ki çekiş gücü yetersiz bir rakipten geliyor zira gayet düzgün ve yazım kurallarına uygun şekilde yazılmış bir yorumdu, bir şirketten gelen bültenin derlemesine ismimi yazmamı eleştiriyordu. Gerçi eleştirmek de değil ya yermek diyelim. Bu çekiş gücü düşük bir rakibimiz olduğunu tahmin ettiğimiz kişi belli ki konunun basına yakın zamanda aktarılmış bir haber olduğundan da haberdardı.
Bu ilginç bir soru. Sen mi yazdın? Evet; genellikle firmalardan gelen bültenler şişirme övgülerle bezenmiş sözcükler ve nasıl sunulacağı şaşırılmış teknik bilgiler barındırır. Eğer birisi oturup bütün metni kendisi, sıfırdan ve çok daha doğru şekilde bilgilendirici biçimde yazıyorsa o yazıyı o yazmıştır. Kendim için söylemiyorum. Alelacele gelen bülteni sayfaya çakıp geçen yayıncıları da görmüş birisi olarak bu konuda, kimse kusura bakmasın, "sen mi yazdın lan zırtapoz" laflarına pabuç bırakacak değilim.
Geçenlerde adını burada vermeyeceğim bir firmadan bir haber metni geldi. Evirdik çevirdik metni adma edip yayınladık. Ardından bir okurumuz forumlarda haberi yayınlamış; ki kendisi anasayfayı çok yakından takip eder, maalesef bizim yayınladığımız haber olduğunu anlamamış bile. Düşünün işte, gelenin bir basın bülteni olmasına rağmen bizler nasıl uğraşıyoruz. Tabii kendileri bülteni sayfaya çakmaya alışmışsa, yapabilecek birşey yok.
Güzel günler dilerim.
Hey Dostum Sen Ecnebi misin Ha?
Bilirsiniz, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca ve benzer dillerle Farsça, (ve galiba ucundan da Arapça) hafiften kardeş dillerdir. Hepsi Hint-Avrupa (Indo-european) dilleri olarak anılıyorlar. Hint'le avrupa'nın ne ilgisi var o kadarını bilmiyorum ama birinin "door" dediğine biri "dâr" diyor. Dâr-ül Fünun mesela. Bu örnek yeter yetmez çok önemli değil; maksat eğlenmek. Bazen arada garip rastlantılar da çıkıyor tabii. Bugün arkadaş sohbetinde çıkarttığımız bir durumu paylaşmak istedim.
Şimdi Amerika kökenli olduğu düşünülen ama belki de Britanya'dan çıkmış "Yankee" sözcüğünü filmlerde falan sıkça duyarız. Ben önce coğrafî olarak kuzeylilerin güneydekilere söylediği birşey olarak biliyordum; aslında durum biraz daha farklı: Birleşik Devletler'in Yeni İngiltere adlı bölgesinde (haritada en kuzey doğudaki yer) Mason-Dixon hattının kuzeyinden gelip güneyeine yerleşenlere karşı bir hitabet olduğu söyleniyor. Sonuçta oradaki insanların bundan yüz yıl önce görecekleri en büyük yabancı kitlesi herhalde bu kişilerdi. Her ne kadar insanlar filmlerdeki gibi "Defol pis yanki! Seni burda istemiyoruz, tamam mı!" şeklinde konuşmasalar da, sözcük burada İMKB 100 listesine girmiş bi kere. Bizde böyle sözcükler yok demeyin, kesinlikle var.
Türkçe'yi çok seviyorum. Özellikle de bugün kullandığımız Osmanlıca'dan gelen Türkçe'yi. Türkçe gibi çok sağlam aritmetik bir dilin temelinde Arapça ve Farsça takı ve tamlamalar en güzel oyunlarını sergiliyorlar. Arapça ve Farsça da güzel şekilde harmanlanıyor aslında, tabii dozunu kaçırmamak kaydıyla. Birisi "gönenç" deyince öyle bakıyoruz, yahu bu nedir, diye.
Neyse, şimdi biraz Arapça'ya dalalım. Kuzey, güney, doğu ve batı diyoruz. Arapça'sı nedir? Şimal, cenup, şark ve garp. Ecnebi sözcüğünün kökenini araştırırken gördüm ki kökü cenup. Yani yabancı anlamına geldiği kadar, güneyli anlamına da geldiği söylenilebilir (yani ses olarak aynı diyebiliriz sanırım). Ayrıca cunüp sözcüğü de hem araştırdığım kaynaktan hem de Arapça'daki üç tane sessiz harften oluşan sözcük kökü sistemine göre mantık yürütünce, aynı kökten geliyor Mesela, hep verilen örnektir: "ketebe"den kitap, kâtip, mektup, (çok okumuş anlamında) kutup... gibi.
Her ne kadar biri güneye inene diğeri güneyde olana denilse de bu garip benzerlik beni oldukça güldürdü. Neyse, aman dikkat; birisine yanki derken dikkatli olun. Mesele başka yerlere gelebilir.
Şimdi Amerika kökenli olduğu düşünülen ama belki de Britanya'dan çıkmış "Yankee" sözcüğünü filmlerde falan sıkça duyarız. Ben önce coğrafî olarak kuzeylilerin güneydekilere söylediği birşey olarak biliyordum; aslında durum biraz daha farklı: Birleşik Devletler'in Yeni İngiltere adlı bölgesinde (haritada en kuzey doğudaki yer) Mason-Dixon hattının kuzeyinden gelip güneyeine yerleşenlere karşı bir hitabet olduğu söyleniyor. Sonuçta oradaki insanların bundan yüz yıl önce görecekleri en büyük yabancı kitlesi herhalde bu kişilerdi. Her ne kadar insanlar filmlerdeki gibi "Defol pis yanki! Seni burda istemiyoruz, tamam mı!" şeklinde konuşmasalar da, sözcük burada İMKB 100 listesine girmiş bi kere. Bizde böyle sözcükler yok demeyin, kesinlikle var.
Türkçe'yi çok seviyorum. Özellikle de bugün kullandığımız Osmanlıca'dan gelen Türkçe'yi. Türkçe gibi çok sağlam aritmetik bir dilin temelinde Arapça ve Farsça takı ve tamlamalar en güzel oyunlarını sergiliyorlar. Arapça ve Farsça da güzel şekilde harmanlanıyor aslında, tabii dozunu kaçırmamak kaydıyla. Birisi "gönenç" deyince öyle bakıyoruz, yahu bu nedir, diye.
Neyse, şimdi biraz Arapça'ya dalalım. Kuzey, güney, doğu ve batı diyoruz. Arapça'sı nedir? Şimal, cenup, şark ve garp. Ecnebi sözcüğünün kökenini araştırırken gördüm ki kökü cenup. Yani yabancı anlamına geldiği kadar, güneyli anlamına da geldiği söylenilebilir (yani ses olarak aynı diyebiliriz sanırım). Ayrıca cunüp sözcüğü de hem araştırdığım kaynaktan hem de Arapça'daki üç tane sessiz harften oluşan sözcük kökü sistemine göre mantık yürütünce, aynı kökten geliyor Mesela, hep verilen örnektir: "ketebe"den kitap, kâtip, mektup, (çok okumuş anlamında) kutup... gibi.
Her ne kadar biri güneye inene diğeri güneyde olana denilse de bu garip benzerlik beni oldukça güldürdü. Neyse, aman dikkat; birisine yanki derken dikkatli olun. Mesele başka yerlere gelebilir.
CS Yelleri!
İki gün önce kadar televizyonda kanallerı değiştirirken "Kabak Yelleri" adlı yerli diziye denk geldim. Gerilimli bir baskın sahnesi, lunaparkın ortasında birkaç silahlı adam. Birden bir tanesi geldi ve birinin ensesi tarafına vurup onu bayılttı. Ses olarak ne çıktı dersiniz? Counter Strike oyunundan tanıdığımız bıçaklama sesi.
800 DPI fare ile 1600 DPI fareyi kıyaslarken yanılırım, bu sesi duyunca yanılmam. Uzunca süre kendime gelemedim. Göktengri iyiliğinizi versin.
Yolunuz Açık Olsun
Elemanın biri dergisinin orasından burasından laf atmış. Ne diyelim, fazla gurur insanı bozan birşey elbet. Acil şifalar diliyoruz.
Biz SDN olarak özgün çizgimizi koruyoruz. Sadece onlarca siteye teknoloji içeriği sağlamakla kalmıyoruz, düzinelerce de kopyamıza da müsamaha gösteriyoruz. Ayrıca içeriğimizi sunduğumuz Creative Commons sözleşmesiyle herkese açık şekilde "lütfen içeriğimizi alın ve kullanın" mesajını da vermekten çekinmiyoruz. Daha hiçkimseye gidip "bizden almışsın kardeşim, kaldır onu oradan" demedik, demeyeceğiz de.
Buraya reklamsız, spamsız ve dürüstçe gelmek de bizler için ikinci bir başarı. Ne onun bunun veritabanını çalıp millete spam gönderdik, ne bir dergi üzerinden prim yaptık, ne de rakip gördüğümüz veya çekemediğimiz kişilere dayanaksız tehdit postaları gönderdik, ne kimsenin eski işverenini arayıp "senin o editör var ya, oradan buradan çalıyor" diyip iftira atmaya çalıştık... Daha da önemlisi, hakkımızla kazandığımız gücümüzü hiçbir şekilde, diğerlerinin önünü kesip kendimizi öne çıkartmak amacıyla mafyalık yapmak için de kullanmadık. Neden mi bu örnekleri verdik? Öyle aklımıza geliverdi işte. Sadece örnek yani. :)
Değerli dostlar, internetteki en iyi Türkçe bilgisayar dergisi olma iddiamızı sürdürüyoruz. Çünkü, benzerimiz hâlâ yok. Bizi okumaya devam edin.
Siz değerli, hakkımızda ileri geri konuşan basılı rakibimiz; ne diyelim, yolunuz açık, çeneniz kapalı olsun.
Biz SDN olarak özgün çizgimizi koruyoruz. Sadece onlarca siteye teknoloji içeriği sağlamakla kalmıyoruz, düzinelerce de kopyamıza da müsamaha gösteriyoruz. Ayrıca içeriğimizi sunduğumuz Creative Commons sözleşmesiyle herkese açık şekilde "lütfen içeriğimizi alın ve kullanın" mesajını da vermekten çekinmiyoruz. Daha hiçkimseye gidip "bizden almışsın kardeşim, kaldır onu oradan" demedik, demeyeceğiz de.
Buraya reklamsız, spamsız ve dürüstçe gelmek de bizler için ikinci bir başarı. Ne onun bunun veritabanını çalıp millete spam gönderdik, ne bir dergi üzerinden prim yaptık, ne de rakip gördüğümüz veya çekemediğimiz kişilere dayanaksız tehdit postaları gönderdik, ne kimsenin eski işverenini arayıp "senin o editör var ya, oradan buradan çalıyor" diyip iftira atmaya çalıştık... Daha da önemlisi, hakkımızla kazandığımız gücümüzü hiçbir şekilde, diğerlerinin önünü kesip kendimizi öne çıkartmak amacıyla mafyalık yapmak için de kullanmadık. Neden mi bu örnekleri verdik? Öyle aklımıza geliverdi işte. Sadece örnek yani. :)
Değerli dostlar, internetteki en iyi Türkçe bilgisayar dergisi olma iddiamızı sürdürüyoruz. Çünkü, benzerimiz hâlâ yok. Bizi okumaya devam edin.
Siz değerli, hakkımızda ileri geri konuşan basılı rakibimiz; ne diyelim, yolunuz açık, çeneniz kapalı olsun.
Bu Kimin Seçimi?
Siyasetten yapanları kadar nefret ettiğimi yakın çevremdeki herkes bilir. Özellikle de Türkiye gibi eğitim öğretim seviyesi oldukça düşük olan ve halkının hurafeleri hâlâ bilimsel gerçeklerin önünde tutan bir memlekette demokrasinin ne kadar kötü birşey olduğunu açık seçik görebiliyorum. Tutarlı ve ilkeli davranışlar sergileyenlerin değersiz varlıklar olarak mimlenip, kaypakça, adice, en şahane yalakalıkları sergileyenlerin baştacı edildiği bir ülkeden bahsediyoruz.
Delinmedik yasa bırakmayıp ülkenin gelmişi ve geleceğiyle oynayanlar çok şahane varlıklar gördü bu memleket. Şimdilerde bazı adamcıklar, minik beyinli un helvası beyinliler, bu tür davranışları sergilemiş olanları en komik biçimlerde, özünde iyi insandır diye överek, evrensel anlamda çok başarılı; fakat kendisine göre işlevsiz sayılan insanları küçük düşürmekten geri durmuyorlar. Ulan mikroskobik canlı, sen kendi küçüklüğüne bak önce.
Neyse başlığa gelelim: Bu benim seçimim değil. Sevişmek için evlenmeyi bekleyen, evlendiği gibi art arda 294792 tane çocuk yapmayı marifet sananların seçimi. Bu seçim, kendi geliştiremedikleri en basit fikirleri başkalarından feyz alıp idrak eden ve kendilerine aklı verenlere tapan varlıkların seçimi. Bu seçim, gerektiğinde neticesinden vazgeçip ben teba olmalıyım, nooluur beni de alın aranıza diye kendisine yol gösterme yeteneği olmadığı halde ezberden okuduğuyla kitleleri yönlendiren varlıkların takipçisi olabilenlerin seçimi. Bu seçim, bu ülke kurulduğunda amaçlanmayan şeylerin çoğunluğunu oluşturduğu seçim. Bu seçim kesinlikle benim seçimim değil. Ben demokrasiyi sevmiyorum, benim gibilere seçme hakkı verilmemeli. Çoktan seçmeli herşeye karşıyım zaten, oy pusulası ve cevap formu arasında bir fark göremiyorum. Neyse memleket hak ettiği şekilde yönetiliyor zaten, bana dışkıdan tatmak düşer.
Bu arada, ağzımı bozup ilgililerine daha dolambaçsız ve net bir mesaj vermek isterim:
O demokrasi treni inmeye çalıştığınız durakta size girsin!
Amin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
