Varian'dan mektup



Oğlum, korkunç bir karanlık yeniden dünyamızın üzerine çöktü. Önceden olduğu gibi yine değer verdiğimiz her şeyi yok etmek istiyor. Dönemeyeceğimi bilerek bunla yüzleşmeye gidiyorum.

Tüm hayatım boyunca kılıçla yaşadım. Krallıkların küle döndüğüne, cesur kahramanların boş yere öldüğüne tanıklık ettim. Bu kadar şey kaybettikten sonra güvenmek benim için çok zordu. Ama senden sabrı, hoşgörüyü ve güveni öğrendim.

Anduin, şimdi ben de senin gibi barışın en soylu ülkü olduğuna inanıyorum. Fakat onu yaşatmak için savaşmaya razı olmalısın!

AZEROTH İÇİN!






Minik adaptörler önemli


Yarın gidiyorum ve 19 gün bu memlekette yokum. Yeterince rahatsız edici birkaç sağlık sorununu da yanıma paketledim bakalım. Çok düzelmesini beklemiyorum. Kafam çok çok daha iyi; en azından bir şeyleri kafaya takmıyorum. Rehabilite olamayan, düzelemeyen, sana saygı gösteremeyen aileden kaçmak ne güzel fikirmiş. Son bir yıldır eve pek uğramamış olmamı (diğer duygusal yüklerini bile hesaba katınca) doğru bir hareket olarak görüyorum. İnsan bir arada yaşamaya alışıyor da aile taklidi yapmaya alışamıyor.


19 gün boyunca elbette işlerime oralardan buralardan devam etmem gerekiyor. Aynı zamanda fotoğraf makinesi ve çevre ekipmanlar için de elektirk lazım. Teknik bir ayrıntı olarak hayatındaki tüm cihazlar evrensel gerilim aralığında çalışan bir insanım. 110-230 V arası elektrik verirsen çalışıyor misler gibi. :) Bunun için de o ufacık plastik adaptörlerden birkaç tane aldım. Yaptığı tek şey aslında ucu Amerikan biçimine çevirmek. En pratik ve kesin çözüm. Keşke DX.com'daki gibi yarım dolara falan alabilseydim ama işte son dakikaya bırakınca Bauhaus'a gidip parayı yığdık. :)

Az kaldı, 28 saat sonra uçak kalkıyor.

Domino taşları


Domino taşlarını dizip, üç beş tanesini devirince neden bütün dünya yıkılıyor ve durduramıyorum diye hayret eden insanları anlamıyorum. Biri ikiyi belki kurtarırdın ama sen bir sürü devirdin ve hepsi diğerlerini devirmeye başladı.

Anlamadın di mi? Anlasan güzel olurdu.


Living on a razor's edge...


...balancing on a ledge.



Yavaşla

Geçme zaman, işimiz var daha;
Görecek günler, çekilecek çileler var.
Bitmemiş sözlerimize izin ver diyelim,
Aldığımız nefesi bekle, verelim.
Akma zaman, geçme, biz de duralım.
Ömür geçiyor, zaman, sen biraz bekle.
Ya da biraz yavaşla, birlikte gidelim.

Bitmiyor


Mutlu olamıyorum. Mutlu olmak için saçma sapan şeylere bel bağlamak istemiyorum. Mutlu edemiyorum. Olmuyor. Bitmiyor bu mutsuzluk nöbetleri. Bitmiyor.


Emri vereni de tıkmalı içeri


Parmaklıkların arkasında çürümesi gereken bir diğer katil de zamanında emri verdiğini söyleyen kişidir.

Göstermelik bir ceza da olsa avutuyor biraz...

Dağmedya'nın ilgili haberi


Malumatsızlık


Şerefsiz çıkmış kouşuyor, abuk subuk yumurtluyor. Öyle değilmiş de böylemiş de... He g*tüm ondan, he öyle dangalak herif. Embesil. 25 kişi ölmüş, 70'in üzerinde yaralı var. Kaç aydır memleketin merkezinde kaçıncı ölümlü saldırı bu? Neyse bu sefer birileri gaz sıkın diye emretmemiş sanırım. O da şu hallerde bi zeka belirtisidir. Yaralıların üzerine gaz sıkmak da nasıl bir şerefsizlikti, nasıl bir insanlık onurunu ayaklar altına alan hareketti, tekrar hatırladım sinirlendim. SOnra eşref-i mahlukat, hıhı peki. :D Komik olmayın.

Adamlar iki gün önce açıklamış, uyarmış. Senin istihbaratın ARMUT TOPLUYOR ulan! Daha ne konuşuyorsun? Ne ötüyorsun? Şu yaptı bu yaptı diyorsun. Adam kendi vatandaşları için herkese açık şekilde uyarı amaçlı bir duyuru yayınlıyor. Sen kılını kıpırdatmıyorsun.

Bu kadar yetersiz dangalağı devlet kademesinde görevlendiren embesiller azalarak bitsin lütfen.

Ankaralı organize bilgi karartma enstitüsü olarak çalışan mahkeme hemen yayın yasağı getirmiş.

İşe yarasanız şaşardım. Anca insanların bilgi alma hakkını engelleyin.

Son söz: Düzeniniz batsın, sürünerek ölün. Ölmeniz uzun sürsün.


İsim benzerliğinden tiksinilen anlar


Malumunuz, Bekir Bozdağ isimli biri var, bakan bile olmuş. İnsan olduğunu söyleyenler var. Araştırılmalı tabii, bilim insanları (biyolog ve antropologlar baksın benim uzmanlık alanım değil) ne güne duruyor.

Hakkında yazılmış bir şey gördüm, buradan okuyabilirsiniz.

Öyle yani.

Yeter mi?


Bazen her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum, kim istemiyor ki? Benim kadar anlamsız düşleri olan bir zavallının bile sıkça kendisini kendisi yapan zırva dolu hayatından kaçıp gidesi geliyorsa insanların aklından neler geçiyordur kim bilir?


Keşke


Keşke memleketimin psikiyatristleri doğrudan ilaç yazmaya başlamasa. Devletten bahsediyorum. Konuşmaya ihtiyacı var insanların, ilaç almaktan daha fazla.  İlaç çözmüyor ki, ya konuşmak çözüyor ya ölmek. İkisi de ilaçsız mümkün.

Linux Mint'te özel tarih ve saat gösterimi

Sık sık bilgisayarlarımda bir GNU/Linux dağıtımı kullandığımı bilenler vardır belki. Ofiste bulduğum Asus ZenBook UX305'te de Linux Mint'in 17.3 sürümünü kullanıyorum, yağ gibi kayıyor. Eh biraz da konuya hakimseniz sorunsuz şekilde çalıştığını söylemeliyim (bazı takılma sorunları var ama sebebini çözemedim).

Görev çubuğunu yukarıda kullanırken kendi istediğim saati de seçebilmek güzel, tarih ve saati demek daha doru çünkü ikisinin bir arada olmasını derli toplu durmasını seviyorum. Neyse ki pencere yöneticileri genellikle bunlara izin veriyor.


Linux Mint altında benim tarih dizilimim yukarıda gördüğünüz üzere şu şekilde.

[dört haneli yıl].[çift haneli ay].[çift haneli gün] [çift haneli saat(24)]:[çift haneli dakika]:[çift haneli saniye]
Bu ayarları yapabileceğiniz arayüz, var olan tarih/saat kısmına sağ tıklayınca çıkıyor:


Bunu oluşturabilmek için yukarıdaki pencerede gördüğünüz özelleştirilmiş saat/tarih kısmına şu satırı yazmanız yeterli:

%Y.%m.%d %H:%M:%S

Farklı bir ayar yapmak isterseniz sayfadaki "daha fazla bilgi göster" kısmına tıklamanız sizi bu ayarların derlendiği sayfaya götürüyor. Ben de oradan baktım. Her defasında ayarlamaktan bıktığım için kendime not olarak düşerken belki birilerinin işine yarar diye buraya da yazdım.

Politik doğrucu ve çiçekli 8 Mart


Bir süredir Facebook kullanmıyorum fakat bu görsele rastladım bir yerde, Facebook'un 8 Mart için şeysiymiş. Çiçek ve politik doğruculuk çok rahatsız edici be. Herhangi bir İbrahimi dine kendi isteğiyle intisap eden kadınların, Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde kadın kimliği üzerine bir şey söylemesi veya onların ağzından bir şeyler söyletilmek üzere Müslüman tesettürü üzerinden o tabloya sokuşturulması çok saçma. Ha eğer ki o kadın orada kadınlar üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılan ve onları eşit hak ve özgürlüklere sahip bireyler olarak görmeyen dinlere başkaldırmak için oradaysa ne âlâ.


Ama hepimiz biliyoruz ki "Fesbuk" bunu yapabilmek için fazla popülist bir yer.

İnançlara saygı göstermeyin, o saygıyı göstereceksiniz diye insanlığa saygınızdan çalıyorsunuz. Sonra "eşref-i mahlukât". He ondan canım, ondan.

Komik olmayın.

Yok hiç kimse


Bir kahveci köşesinde ağlamaklı bir ifadeyle kapatmaya çalıştığım müzik çaların arka planda çalmaya devam etmesi ve bir sonraki şarkı olarak bana yalnız öleceğimi hatırlatan şarkısıyla birlikteyim.

Videosunu izleyip izleyip ağladığım zamanların ağırlığı altında ezildiğim şu günlerde ne vücudumun ne de aklımın sağlığı yerindeyken üst üste gelen her şey bu şarkıyı hayatımın son şarkısı gibi sürekli kulaklarımda çınlatma isteğini körüklüyor.

Sürekli aklımda müziği, sözleri, tek bir şarkı...

Rüzgâr eserken kalbimden geçip de, üşütür beni son bir kere, şimdi uzatırken elimi karanlığın içinde, yok hiç kimse.

Bok gibi hissediyorum, böyle hissetmeye de bir süre devam edeceğim. Geçer mi? Bu defa sanmıyorum. Ölene kadar bok gibi hissedecekmişim gibi geliyor. Belki o kadar uzun bir süre bok gibi hissetmek zorunda kalmam. Belki zannettiğim kadar uzun yaşamayacağım için o kadar da uzun süre bok gibi hissetmem.

Kim bilir?

Hiç kimse.


Rainmaker, yeniden


Iron Maiden'ın son yıllarında yaptığı ve benim çok sevdiğim şarkısı Rainmaker yitik bir sevdaya dönme ihtimalini anlatıyor. Bir gün orada burada söylemek istediğim bir şarkıdır, yalan değil. Burada başka şeyleri hatırlarken söylemişim kısmen.





Öyle işte, aklıma geldi.

Evet, birazcık ağlıyorum. Geçer mi? Bilmem ki.

Chen ve Vol'jin bir arada


Pandaria genişleme paketinin en önemli karakteri şüphesiz ki o muhteşem açılış videosunda da kendisini, yeni kıta bulduk, sisleri kaldırdık demeden (bunu o an bilmiyorlardı tabii) birbirlerine girişen ork ve insanın arasına girerek gösteren Chen Stormstout değil de kim olabilir?



Aslında kendisi de yaşlı ada boyutundaki kaplumbağa (Şen-zin su, gezinen ada, wandering isle) üzerinden doğup büyüyen sonra da biracıbaşı kimliğiyle ork, insan, trol, cüce demeden Azeroth'un her bi yanından kendisine dost edinen Chen de anavatanını yeni keşfediyordu. Sonrasında ork ve insan diğer sahnede "kavga ettiğimiz şey neydi ki? kocaman bi ayı, kocaman şapkalı bir ayı" diyerek kendilerini alkole vermişlerdi. :P


Vol'jin'e selam!

Garrosh'un varlığında Horde'u bir arada tutan gölge avcısı (shadow hunter) ve vudu büyücüsü Vol'jin hem yaşça hem de deneyim olarak (hem trol toplumundaki siyasi krizler hem de kendilerine yuva belledikleri adaların istilası gibi zamanlarda) tüm diğer liderlerden daha olgun olduğu için Go'el tarfından "eğer sen önder olursan ben izinden gelirim" denilmesi sonrasında Warchief oldu. Bilgili ve deneyimli bir lider olan Vol'jin'in Garrosh tarafından verilen ölüm fermanına rağmen hayatta kalması ve kenarımızın Warchief'ine karşı herkesi örgütlemesine de zaten Pandaria ek paketi boyunca oyuncu olarak da eşlik ettik. O nedenle ilk başta Darkspear trollerine "bu ne be eciş bücüş, trol işte" gibi  yaklaşanlar bile trolleri sevmiş olabilir.

İkisi bir arada


Bu iki pek sevdiğim karakteri bir arada savaşırken gösteren resim çok hoşuma gidiyor. Bu sabah bir yerlerde gezinirken yine rastladım. Belki birileri hâlâ buraları okuyordur diye paylaşmak istedim.


Evet, tekrar WoW oynayasım geliyor. Nasıl yaparım ederim bilemiyorum ama durun bakalım, belki Kolombiya sonrası başlarım. O vakte kim öle kim kala. :)


En zoru da "şunlarla" aynı yerde yaşamak


Şunun basıldığı şeye gazete diyenlerle, bunları okuyup he he diye kafa sallayanlarla aynı yerde var olmaktan daha büyük lanet olamaz. Artık o kadar zihinden arındırılmış insanlar var ki bunlar gazete diye basılabiliyor.

Hükümet "buyrun bu totom, afiyet olsun!" demiş, bunlar doymuş şimdi parlatmaya geçiyorlar.


Bu yayınları yapanlara insan muamelesi yapmayacağımı, onları insanlarla vicdanımda aynı kefeye koymayacağımı taahhüt ederim.


Onunla tanıştığım ikinci gün


Her zamanki gibi şebeğim; Moda'ya doğru çıkarkan bulduğum tahta kılıçla poz vermişim. O da beni çekmiş. Bu geçen zaman içinde aslında çok sorunumuz olmuş, çok saçma şeylerle uğraşmışız; yine de hayat çok güzel.




2015'in mart sonu. Eski Kadıköy adliyesinin oralar.

Hayat o gün bugündür güzel.


Bugün bi'şey yaptım


Bugün güzel bir adım attım ve telefonumdan Facebook ve Twitter'ı kaldırdım. Son bir güzel gönderi de paylaştım. :) Dilerseniz bakın:

Anında iletişim için e-posta, WhatsApp, Threema, Hangouts, konvansiyonel SMS falan gibi seçenekler hep mevcut. Facebook ve Twitter'a da ara sıra bakarım artık. ;)

O son mesajlarda yaptığım şeyi anladınız sanırım, kilo vermem gerekiyor. Yeter gerçekten, hayatımı şaaptı attı. Ya başarırım ya da denerken ölürüm. Nekahat süresi çok fena olduğu için mide ameliyatı istemiyorum, ama beceremezsem başka çare yok.

Bu, hayata tutunmak için son şansım.

Yeter.

2016.02.12: Swarm hesabımı uçurdum, Twitter ve Instagram'da artıik kimseyi takip etmiyorum. Öğrenmek için Snapchat hesabı açmıştım, telefondan sildim gitti. Oh mis.